11 Eylül 2016 Pazar

VEDA VE BAŞLANGIÇ

Buraya birşey yazmayı bırakalı 11 ay oldu. çok dertleştim, çok anlattım, çok öğrendim ve çok öğrettim ben burada.

Birbirinden güzel insanlar tanıdım. Çok zor anlarım oldu. Tanımadan o anlarıma destek olmak isteyenler, tanıdıkları halde arkasını dönenler, tanıyıp elimden tutanlar. Hepinize sonsuz teşekkürler. İnsan bu kadar üzüldüğü ve bu kadar zorlandığı zamanlardan geçerken, iyinin iyisinden de kötünün kötüsünde de ders çıkarmayı öğreniyor.

Çorap Anne olarak artık yazı hayatımı sonlandırıyorum. Annelik hakkında söyleyecek çok sözüm kalmadı artık. Bir gün yeniden sözlerim olursa anlatacak yeni bir mecra olacaktır.

Burası, çocuklarıyla yaşayan, kocasına aşık bir kadının yazılarına ev sahipliği yaptı. Evlatları olmadan yaşayamayacağına inanan bir kadın.

Son görüşmemizde çocuklarımın üçü birden bana aynı anda aynı soruyu sordu:

"Annecim, insan çocuklarını isteyerek bırakmaz değil mi?"
"Tabii ki bırakmaz çocuklar. "
" Anneler çocukları olmadan yaşayamazlar değil mi annecim?"
"Yaşamazlar tabii."
"Sen nasıl yaşıyorsun peki???"

Anlattım. Onlara tekrar kavuşacağım gün için savaşarak yaşadığımı. Anladılar.

Yeni ben savaşları olan, evlatlarından uzak, yuvası yıkılmış bir ben.

Hayatımda bir sürü güzellik var, başardığım bir sürü şey var.

Bundan sonra, yeni bir blogda bunları anlatacağım. Sadece çocuklar değil, hayat, mücadeleleler, başarılar olacak.

Bayram sonu yeni blogumda görüşmek üzere.

Nilüfer Ören

10 Ekim 2015 Cumartesi

anKARA.....

Bugün güneşli bir güne uyandı Ankara. Bahardan kalan. Sıcak.

Ve kanlı bir gündü. İnsanlığın bittiği.

Barış Mitingi için toplanan binlerce insanın içinde iki bomba patladı. Olay anında orada değildim. Sonrasında gittiğimde gördüklerim ise.....






İnsanların yüzleri kanlı, gözleri korku dolu. Hastaneye yaralı ya da ölü yakınları bile alınmadı. Herkes bahçede beklemek zorundaydı. Caddeler ise o kadar sakindi ki hayret ettim. Sanki hiç bir şey olmamış gibi. Sıradan bir cumartesi gibi. Öylesine.. Ne bir polis aracı ne de bir güvenlik önlemi yoktu.

Bir kriz masası kurulmuş Oradan bilgi alınabiliyormuş.
İrtibat için tel: 0541 794 59 24, 0541 794 59 34, 0544 770 03 54, 0551 420 19 34, 0536 931 58 44

Olaydan 2 saat sonrasından itibafren kan duyuruları başladı. Ben de gittim. Yeterli bilgi olmadığından 3 hatane dolaştım ama oldu sonunda. Hastane önlerinde Kızılay'ın araçları varı ve halk tepki doluydu. Verdikleri kanın yaralılara gitmeyeceğini düşündükleri için kan merkezlerine vermek istediler. Hatta araçlar yumruklandı.

Bunlar olanlardı. bir de olmayanlar vardı elbette...

Hükümetten açıklama yoktu. Saatler sonra geldi.
İstifa eden yoktu. Çünkü: "Güvenlik tesbirlerinde zaaf yoktu!!!"
İnsanlık yoktu. Ölenler HDP ye oy verenlerdir. Gbersinler. Onlara verecek kanımız yok ulumaları...Yazıklar olsun..
Hastane bahçelerinde binlerce insan vardı. 2. dalga saldırı olabilir dendiği halde bir polis yoktu. Güvenlik yoktu.
Basın ve yayın özgürlüğü yoktu. Olay hakkında yayın yapmak yasaklanmıştı.


98 ölü ve yüzlerce yaralı varmış Barış Mitinginde.

Gözün aydın ülkem. Ceplerinde TC kimliği olanlar, birbirini katletti bugün. Daha söyleyecek sözüm yok. 




28 Eylül 2015 Pazartesi

BAŞKA BİRİNİN SORUNU




Göz görmeyince gönül katlanır.

En kolay katlanılan başkasının acısı.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.

Doğru değil mi?

Doğru ama yanlış.

Üzücü.

İncitici.

Kimse kimseyi önemsemiyor artık. Kimse kimseyi mutlu etmeye çalışmıyor. Herkesde bir snopluk. Bir " Ayy benim hayatım tıkırında cicim." halleri. Bugün onun başına gelen yarın sizin başınıza gelmeyecek kadar rahatsınız.

Umursamıyorsunuz, umursamıyorlar, umursamıyoruz. Facebook'dan, Twitter'dan ve bilumum sosyal medya hesaplarından paylaşıyoruz herşeyi. Acıyı, tatlıyı, güzeli, çirkini. Tamam değil mi? Vicdanınız rahat artık.

Bugün şöyle hissediyorum Bugün bu oldu. 8-10 Like!, 8-10 comment! oldu da bitti.

Beceremiyoruz  acı çekenin acısına ortak olmayı. Derdini paylaşmayı, hafifletmeyi.  En azından benim çevremde bilen çok az. Sırtını dönenler topluluğuyla çevrelenmiş durumdayım ne yazık ki. Düzenim yerindeyken neredeyse hergün diyalogda olduğum arkadaşlarım şimdi yok. O ya da bu mecrada arkadaş listemde ekliler tabii ki. Yine de yoklar ama.

Sen aramayınca aramadım ben de diyorlar, Zaten derdin çok diyorlar. E güzelim madem biliyorsunuz derdim çok, paylaşın o zaman.

Bütün gün aklımdaydın.
Hep düşündüm seni.
Aklımdan geçti geçen gün ayyy dedim.
Şimdi arasam ne diyeceğim ki?

Anlamanız zor biliyorum ama deneyebilirdiniz. Bir haftasonu ayrı kaldığınız kuzularınıza ağıtlar yakarken benim ne hissettiğimi düşünmediniz. Siz özlerken ben ölüyordum.  Bilin istedim.

Deneyenler bir yana denemeyenlere sözüm.

ÜZGÜNÜM. Acıları paylaşmayı bilemediniz. Düzen değişince siz de değiştiniz.

Kavgalar, anlaşmazlıklar üstüdür bazı durumlar. Anlayamadınız. Umursamadınız ya da.


Ben de değişiyorum bundan sonra. Bilin istedim.


21 Kasım 2014 Cuma

DAYANMAK ..................

2 gün sonra evimden ayrılalı 6 ay bitecek. Bu 6 ayda sadece  2 sefer çocuklarımı görebildim. Toplasan 6 saat değil iki görüşmenin toplamı.

Böyle oldu evet. Benden doğmayan oğluna Anne olmak için elimden geleni yaptığım, babalık onurunu korumak için her şeyi yaptığım adam, bir zamanlar canımdan çok sevdiğim insan..... Bir kere annelik onurumu koruması gerekti ama olmadı. 8 sene başımda taşıdığım insan beni bir kere taşıyamadı. Yazık oldu gerçekten yazık

Mahkeme geçici velayeti, şartları daha uygun olduğu için babaya verdi.  Ev güvenliymiş. O evi güvenli yapan benim. Çoğu günler tek başına büyüten de öyle. Ama kokularından ayrıyım 6 aydır.

Suçum çok büyük. Cezası da bu. Evlatlarımda ayrı kalmak evet.

Yedirememek, uyutamamak, yıkayamamak. Türker'e kitap okuyor musunuz ? Ya meyvaları ? Akşamları sütleri ??? İkizler bezden kesildi mi ? Bilemiyorum ki ? İlk kez denize girdiler bu yaz Feriha ve Sarper. be yoktum. Ve daha nelerini kaçırdım. kaçırmaya da devam ediyorum. Sebep ?  Babaları bana o kadar kızgın ki icra kanalıyla görebilirsin  diyor doğurduğun yavrularını.....

Yapamıyorum. Evet , yapamıyorum. Özlüyorum, ölüyorum. Kahroluyorum ama yapamıyorum... Oysa dakikalar boyunca 100lerce video çekmiştim sana sen evlatlarınnın büyüyüşünü kaçırma diye. Az mı konuştular babayla Tangodan ? Telefon demek baba demekti... Uzaktaydın aylarca, gene de öyle sevdirdim ki seni, seni gördüklerinde kapıdan dün çıkmışsın gibi boynuna sarıldılar. Sen şişelerde kaybolurken onlardan 3 metre ötede, ben kan kustum.. Savaştım.

Olmadı anasını satayım olmadı.  Özlüyorum evlatlarımı .. Bazen aklıma geliyor. Ya ben onları göremeden onalar hasretken onlara ya da bana bir şey olursa ..... Ya bir kere koklayamadan ölürsem ? Bu mu ? Çorap Baba... Bu mu ?

Sadece özlemle değil bir de yargılarla uğraşıyorum... Sanki benim enim boyuma denk. Sanki her şey yolunda ve çok mutluyum. Yok olmuyor. Çocuklarından ayrıysan ve hayata devam ediyorsan kötü!! annesin. Net! Hatta kötü insansın.

İşte her şey o kadar zincirleme ki ... Annem olsaydı ya da ailem, evlatlarımın elinden tutup dağ gibi taş gibi çıkardım ben o kapıdan!! Arkada kalmazlardı..

Ben bu kadar acı çekiyorum Ya çocuklarım ? Muhtemelen güne göre yaşayıp gidiyorlar. unutuyorlar beni ve unutacaklar. İlmek ilmek dokuduğum evlatlarım... Off Allahım. Ben bu acıya daha fazla katlanmak istemiyorum. Çocuklarımı özlüyorum.. Onlar da beni...

Koynumda uyuyun artık.. Yeter... Acıdan özlemekten ölüyorum.........................


16 Mayıs 2014 Cuma

ANKARA'DA SOMA KATLİAMININ ETKİLERİ...

Dün Facebook sayfamda şöyle bir paragraf yazmıştım:

"Yine aynı şey olacak. Felaketleri önlemek yerine, felakete verilen tepkileri susturmaya çalışacaksınız. Tarzınız, aklınız bu kadar. Yöntemleriniz yanlış. Siz yanlışsınız bu ülke için. Katil, mührü kıranlar değil. Katil, 1 ay önce önergeyi reddedenler değil. Esas katil, her şeye rağmen size tekrar oy verenler. O elektrikleri kesip o oylarınızı çoğaltanlar. Katil içimizde..."

Bugün  iş için koştururken, kendiliğinden bir niyet gelişti kafamda. Soma'daki katliam, Ankara sokaklarına nasıl yansımıştı. İki mekan aralarında kalan boş zamanlarda turladım biraz sokaklarda ve gördüklerimi çektim. Makinem hala ayarsız olduğu için, bazıları çok net değil ama olsun. 


Önce Adliye'nin önündeki eyleme denk geldim. Korku eseri bir ikiyüzlülükle ilan edile 3 günlük yas  nedeniyle, Bayraklar yarıdaydı. Yaklaşık 200 civarı avukat, cübbeleriyle oturma eylemindeydiler. Petek Dinçöz'ün popo frikiğini çekmek için sabahlayan "değerli" basın mensuplarına baktım ama yoktular. 2 tane kamera vardı sadece. Basına ne kadar yansıyacak bilmiyorum bu protesto.

Resim yazısı ekle

Dükkanlar, insanlar da tepkiliydi. herkes imkanı dahilinde birşeyler yapmıştı. Gene de hayat devam ediyordu ama. Müzikli mekanlarda müzik, kahkalar. EGO otobüslerinde ölüm sessizliği hakimken, Özel Halk Otobüsleri tepkilerini koymuştu. Bugün kazandıklarını Soma'da babasız kalan ailelere gönderme kararı almışlar. Bu sebeple, tüm ulaşımımı ÖHO ile yaptım bugün. Led panolarda da taziye mesajları vardı. Kapıya siyah kurdeleyi asan bir mekanda ise .... Gene de tepki tepkidir. 



Ama şöyle tepkiler de vardı, göğsümüzü kabartan....

United Clubs Lotus, Zirvekent ve Konutkent şubelerimizde 3 gün boyunca grup derslerimizin tamamı iptal edilmiştir! 
Milletimizin başı sağolsun...

YA DA
Manisa Soma'da meydana gelen ve hepimizi yasa boğan maden kazası nedeniyle 14-15-16 mayıs tarihlerindeki etkinliklerimiz iptal edilmiştir.
Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına ve ulusumuza sabır ve baş sağlığı dileriz.

Saygılarımızla,
İFSAK Yönetim Kurulu

Not: 15 Mayıs tarihindeki Feyza Berker'in "Ben kadın" isimli gösterisi 27 Mayıs Salı 19:30'a,
16 Mayıs tarihindeki Ayın Fotoğrafı Yarışması 23 Mayıs Cuma 19:30'a ertelenmiştir.

gibi....

Dahası da vardır elbette ama bunlar benim ilk gözüme çarpanlar. 

Ankara'da Soma Katliamına tepki de vardı bugün. Kızılay'da karşılaştığım iki genç, az sonra biber gazıyla tatlandırılacak protesto gösterisine hazırlanıyorlardı. Çevik Kuvvet de boş durmuyordu. 2 km çapındaki bir alanda, gösteri mekanına giden tüm girişler ve çıkışlar kapanmıştı. Gezi Direnişinden dün gibi hatırladığımız "tam" donanımlı polisler, Tomalar, Panzerler... Sanki düşman işgal edecekti orayı. Aynı toprakları paylaştığı halk değildi oradaki. Gene, moda deyimiyle "ORANTISIZ GÜÇ" uygulanacak ve polisimizin dillere destan şefkati, polis haftasında bilboardlara yapıştırılan zoraki afişlerde kalacaktı belli ki.

Nihayetinde yanılmadık çok şükür. Atılan 5. sloganı takiben, aynı anda 10-20 arası biber gazı fişeğini patlattılar. Etrafta, çoluk, çocuk yaşlı bir sürü insan. Ara sokaklara kaçmaya çalışırken düşenler. Makinem elimdeydi. Ama dumandan pek çekmek mümkün olmadı. Hele 10 polisin arasında dayak yiyen o gencecik evlat...... Ambulansa taşınırken bilinci kapalıydı. Baktım, hiç bir haber kanalında yoktu o gencin haberleri.... Çekmek istedik görüntüleri ama etten duvardı polis.. Tekme sesleri ve küfürlerden anladık olanları. 


Bir Türkiye klasiği daha bozulmadı yani bugün. Felaketi durduramadılar ama tepkileri durdurmaya çalıştılar. Durmayın lütfen. Ben elimden geldiğince oradayım. Yanınızdayım. Slogansa slogan, fotoğrafsa fotoğraf, yürürüz, otururuz, ne gerekirse yaparız bu katliamı gündemde tutmak için. Tek bir şeyi yapmayız ama.... 

SUSMAYIZ!